Menu Close

Balkanlar’dan Portreler: İnsan, İktidar ve Hafıza – ed. Mustafa S. Öztürk

Publication Date: 12/12/2025
Editor:
Mustafa S. Öztürk

GİRİŞ

 

Osmanlı tarih yazıcılığı, uzun yıllar boyunca merkez odaklı, devletin kurumsal işleyişini ve büyük siyasi olayları önceleyen makro anlatıların gölgesinde şekillenmiştir. Bu yaklaşım, imparatorluğun geniş coğrafyasını ve yüzyıllara yayılan hâkimiyetini anlamak için faydalı bir çerçeve sunsa da tarihin asıl öznesi olan “insan”ı ve onun mekânla kurduğu çok katmanlı ilişkiyi zaman zaman geri planda bırakmıştır. Oysa tarih, sadece fermanların, savaşların veya antlaşmaların de- ğil; bu süreçleri bizzat yaşayan, yönlendiren veya onlara maruz kalan bireylerin hikâyesidir. Balkanlar’dan Portreler: İnsan, İktidar ve Hafıza başlıklı bu eser, Osmanlı Avrupası’na bu perspektiften, yani biyografinin ve mikro tarihin imkânlarını kullanarak bakmayı hedefleyen kolektif bir çabanın ürünüdür.

Başlıkta yer alan “portreler” ifadesi, eserin metodolojik omurgasını teşkil etmektedir. Burada portre, sadece bir biyografi derlemesi değil; dönemin zihniyet dünyasını, sosyal ağlarını ve iktidar ilişkilerini anlamak için bir anahtar olarak kullanılmaktadır. “İnsan”, tarihin akışındaki özne konumunu; “iktidar”, bu öznenin merkezle ve taşrayla kurduğu ilişkiyi; “hafıza” ise yaşananların kayda geçirilmesi, hatırlanması ve bazen de unutulması süreçlerini belirtmektedir. Bu üç kavramsal sütun üzerine inşa edilen eser, Osmanlı Avrupası’nın manevi ikliminden yerel güç odaklarına, oradan da imparatorluğun son dönemindeki diplomatik krizlere uzanan geniş bir panorama sunmaktadır.

Bu bakış açısıyla kurgulanan eser, tematik bütünlüğü sağlamak ve tarihsel süreci aşağıdan yukarıya doğru okumak adına üç ana bölüme ayrılmıştır.

“İlim, İrfan ve Kültürün İzinde: Ulema, Meşâyih ve Vakıf” başlığını taşıyan ilk bölüm Osmanlı’nın Balkanlar’daki varlığının sadece askerî ve idari bir mahiyet arz etmediğini; bu coğrafyanın aynı zamanda derin bir ilim ve irfan havzası olduğunu gösteren çalışmalara ayrılmıştır. Bu bölümdeki makaleler, Rumeli’nin manevi topografyasını şekillendiren şahsiyetleri merkeze almaktadır.

Gülsüm Gülsev Şanver imzalı ve “Balkanlardaki Bir Osmanlı Müftüsünün Biyografisi: Ohrili Mehmed Dehhâr Efendi (Ö. 1915’ten Sonra)” başlığını taşıyan bölü- mün ilk makalesi, taşrada dinî bürokrasinin işleyişini ve bir müftünün gündelik hayatını mercek altına almaktadır. Arşiv belgelerinden beslenen bu biyografik çalışma, Mehmed Dehhar Efendi’nin şahsında, Osmanlı’nın son döneminde taş- rada görev yapmanın zorluklarını, halkla kurulan ilişkileri ve yerel otoritenin sınırlarını tartışmaktadır. Şanver’in çalışması, “sıradan” gibi görünen bir bü- rokratın hayat hikâyesi üzerinden dönemin sosyal tarihine dair önemli ipuçları sunmaktadır.

Zehra Kumru’nun “Şerhu Kitâbi’l-Ahlâk’ı (Şerhu Ahlâk-I Adûd) Bağlamında Mü- neccimbaşı Ahmed Dede’nin (Ö. 1113/1702) Eğitim Anlayışı” başlıklı makalesi, Selanikli bir âlimin zihin dünyasına odaklanarak Osmanlı ilmiye sınıfının entelektüel derinliğini gözler önüne sermektedir. Ahmed Dede’nin ahlak felsefesi ve eğitim üzerine görüşlerinin tahlil edildiği bu çalışma, Osmanlı ulemasının eğitimi sadece bir bilgi aktarımı olarak değil, bir şahsiyet ve fazilet inşası süreci olarak gördüğünü ortaya koymaktadır. Kumru’nun analizi, dönemin eğitim anlayışını biyografik bir mercekten okuyarak kitabın “ilim” vurgusunu güçlendirmektedir.

Balkanlar’da kültürün kurumsallaşması ve bilginin gelecek nesillere aktarılmasında vakıf müessesesinin rolü, Ayşenur Erdoğan’ın “Vidin Muhafızı İdris Paşa ve Kitap Vâkıflığı” başlıklı çalışmasında ele alınmaktadır. Askerî ve idari bir figür olan İdris Paşa’nın, kurduğu kitap vakfıyla bir kültür hamisine dönüşmesi, Osmanlı paşalarının “seyfiye” sınıfına mensup olsalar dahi “ilmiye” ile kurdukları organik bağı göstermesi açısından dikkat çekicidir. Erdoğan, vakfiyeler üzerinden bir paşa portresi çizerken, aynı zamanda sınır boylarındaki bir serhat şehri olan Vidin’in kültürel canlılığına da ışık tutmaktadır.

Mehmet Erken’in “Cumhuriyet İstanbul’unda Balkan Kökenli Üç Hoca: Hasip Yardımcı, Hüsrev Aydınlar, İsmail Bayrı” başlıklı makalesi, imparatorluk bakiyesi ulemanın ulus-devlet ve Cumhuriyet İstanbul’undaki serüvenine odaklanmaktadır. Erken, Serez ve Ohri gibi Osmanlı’nın ilim havzalarından payitahta gelen bu üç ismin; tekkelerin görünürlüğünün kısıtlandığı ve medreselerin kapatıldı- ğı köklü bir dönüşüm evresinde, dinî hayatın ve eğitimin sürekliliğini sağlama çabalarını incelemektedir. Çalışma, “göçmen” (muhacir) kimliğinin dinî otorite inşasındaki rolünü, Gümüşhanevi Dergâhı’ndan Fatih Camii ders halkalarına uzanan bir düzlemde ve hemşehrilik ağları bağlamında tartışmaktadır.

Bölümün son makalesi olan Eren Atala Eriş’in kaleme aldığı “Rum İli’nde Horasanî Bir Eren: Şeyh Lütfullah Üskübî” başlıklı çalışma, Balkanlar’ın İslamlaşma sürecinde derviş-gazi tipolojisinin ve tasavvufi neşvenin rolünü Üsküp özelinde ve Şeyh Lütfullah’ın şahsında somutlaştırmaktadır. Makale, bir yandan ailenin şeceresini ve köklerini takip ederek “hafıza”nın izini sürerken, diğer yandan Üsküplü Atâ mahlasıyla bilinen bu zatın edebî ve manevi yönünü ortaya koyarak “insan” unsurunu derinlemesine işlemektedir. Bu çalışma, Rumeli’deki tekke kültürünün ve manevi otoritenin, bölgenin sosyal dokusuna nasıl nüfuz ettiğini göstermesi bakımından önemlidir.

Eserin ikinci bölümü siyasi alanı merkeze almakta; “iktidar” kavramını merkez-taşra ilişkileri, yerel güç odakları ve tarih yazımı ekseninde sorgulamaktadır. “Yerel Güçler ve Devlet Ricali: Âyanlar, Paşalar ve Tarih Yazımı” başlığını taşı- yan bu bölümdeki çalışmalar, Osmanlı idaresinin taşradaki temsilcileri ile kendi nüfuz alanlarını yaratan yerel aktörler arasındaki gerilimli ve değişken ilişkiye yoğunlaşmaktadır.

Alper Kağan Kıraç’ın “Osmanlı Devleti’nde Yerel Bir Güç: Şumnu Âyanı Çavuş- zade Seyyid İsmail Ağa (1780-1801)” başlıklı makalesi, 18. yüzyılın sonlarında Osmanlı taşra idaresinin merkezine oturan âyanlık kurumunu, Şumnu örneği üzerinden incelemektedir. Merkezî otoritenin zayıfladığı bir dönemde yerel elitlerin nasıl güç kazandığını, devletle nasıl pazarlık masasına oturduğunu ve bölge halkı üzerindeki nüfuzlarını irdeleyen bu çalışma, âyanlık olgusunu soyut bir kavram olmaktan çıkarıp daha canlı bir portreye dönüştürmektedir.

Benzer bir temayı farklı bir coğrafyada ve bağlamda ele alan Nalan Karaöz, “Osmanlı Rumelisi’nde Âyanlık, İsyan ve Sadakat: Ohri Mütesellimi Celâleddin Bey Üzerine Bir İnceleme” başlıklı çalışmasıyla, yerel bir yöneticinin sadakat ile isyan arasındaki hassas çizgide nasıl yürüdüğünü göstermektedir. Celâleddin Bey portresi, Osmanlı taşra idaresindeki güç mücadelelerinin, ittifakların ve ihanetlerin karmaşık yapısını anlamak için zengin bir vaka analizi sunmaktadır. Karaöz, biyografik verileri dönemin siyasi olaylarıyla zengileştirerek, taşra idarecilerinin ikili doğasını (hem devlet adamı hem yerel güç) başarılı bir şekilde resmetmektedir.

Bölümün son çalışması olan Özlem Yılmaz’ın “Osmanlı Tarih Yazımında Hamilik İlişkilerinin Gücü ve Yansımaları: Lala Mehmed Paşa ve Peçuylu İbrahim Efendi” başlıklı makalesi, iktidar ilişkilerinin tarih yazımına ve hafızaya nasıl yansıdığını tartışmaktadır. Estergon Fatihi Lala Mehmed Paşa ile tarihçi Pe- çuylu İbrahim Efendi arasındaki “hami-mahmi” (koruyan-korunan) ilişkisine odaklanan Yılmaz, tarihçinin kaleminin hamisine duyduğu sadakatle nasıl şekillendiğini, olayların aktarımında duygusal bağların ve siyasi çıkarların nasıl rol oynadığını analiz etmektedir. Bu çalışma, kitabın “hafıza” temasına güçlü bir katkı sunarak, tarihsel metinlerin satır aralarındaki iktidar ilişkilerini deşifre etmektedir.

Kitabın üçüncü ve son bölümü “Uluslararası Siyaset, Savaş ve Diplomasi” baş- lığını taşımaktadır. Bu bölüm, odağı yerel dinamiklerden uluslararası arenaya taşıyarak, 19. ve 20. yüzyılda Balkanlar’ı Osmanlı açısından bir “kriz merkezine” dönüştüren süreçleri; savaşlar, dış müdahaleler ve diplomatik tartışmalar üzerinden okumaktadır. Bu bölümdeki makaleler, imparatorluğun bölgedeki hâkimiyetinin zayıflamasıyla birlikte ortaya çıkan güç boşluğunu ve bu boşluğu doldurmaya çalışan aktörleri ele almaktadır.

Yunus Emre Aydın, “Bir Rus Subayının Hatıratında Kırım Savaşı Sırasında Tuna Boyları (1853-1854)” başlıklı çalışmasında, “öteki”nin bakışını merkeze almaktadır. Kırım Savaşı’nın Tuna cephesindeki yansımalarını bir Rus subayının hatıratı üzerinden okuyan Aydın, savaşın sadece stratejik ve askerî boyutunu değil, insani ve gündelik boyutunu da gözler önüne sermektedir. Bu çalışma, savaş tarihini “hafıza” üzerinden yeniden kurarken, düşman algısının ve cephe gerisindeki hayatın inceliklerine dair önemli veriler sunmaktadır.

İlkay Kirişçioğlu ve Anıl Göç’ün makaleleri, 19. yüzyılın ortalarında Avrupa’da yükselen milliyetçilik hareketlerinin ve İtalyan birliğinin (Risorgimento) Balkanlar üzerindeki etkilerini, Giuseppe Garibaldi ve Kont Cavour gibi figürler üzerinden tartışmaktadır. Kirişçioğlu, “Balkanlar’da ‘Fesat’ın Yeni Aktörleri: Kont Cavour ve Guiseppe Garibaldi (1859-1861)” başlıklı çalışmasında, İtalyan devrimci ağlarının Balkanlar’daki ayrılıkçı hareketleri nasıl kışkırttığını ve Osmanlı bürokrasisinin bu “fesat” hareketlerini nasıl algıladığını incelemektedir. Anıl Göç ise “Giuseppe Garibaldi’s Balkan Plans: A View From The Ottoman Records (1860-1862)” çalışmasıyla, Garibaldi’nin Balkanlar’a yönelik askerî planlarını ve Osmanlı Devleti’nin bu tehdide karşı aldığı önlemleri arşiv belgeleri ışığında analiz etmektedir. Her iki çalışma da Balkanlar’daki yerel milliyetçiliklerin uluslararası devrimci ağlarla nasıl eklemlendiğini göstermesi bakımından tamamlayıcı niteliktedir.

Bölgedeki etnik ve dinî çatışmaların zirveye çıktığı İlinden Ayaklanması, Ergün Hasanoğlu’nun “İstanbul’dan Makedonya’ya Bakmak: Bulgar Eksarhı Yosif’in Gö- zünden İlinden Ayaklanması (1903)” makalesinde, dönemin önemli dinî-siyasi figürlerinden biri olan Bulgar Eksarhı Yosif’in perspektifinden ele alınmaktadır. Hasanoğlu, ayaklanmanın arka planını, Eksarhlığın rolünü ve Yosif’in İstanbul ile Makedonya arasındaki diplomasisini irdeleyerek, kriz anlarında dinî liderlerin oynadığı siyasi rolü ortaya koymaktadır. Bu çalışma, farklı bir figürün gözünden imparatorluğun yaşadığı sarsıntıyı anlamak adına önemli bir bakış sunmaktadır.

Kitabın son makalesini oluşturan Rıdvan Kaşıkçı’nın “1908-1913 Yılları Arasında Berlin Elçiliği’nin Makedonya Bölgesindeki Faaliyetlerine Dair Rapor” başlıklı çalışması, imparatorluğun Balkanlar’daki son dönemine odaklanmaktadır. Berlin Elçiliği’nin raporları ve istihbarat bilgileri üzerinden Makedonya meselesinin uluslararası diplomasideki yansımalarını inceleyen Kaşıkçı, bölgenin elden çıkış sürecini diplomatik hafıza üzerinden okumaktadır. Bu çalışma, “kriz ve çöküş” temasının, devletin en üst düzey diplomatik mekanizmalarında nasıl yansıdığını göstermesi bakımından önem arz etmektedir.

Balkanlar’dan Portreler: İnsan, İktidar ve Hafıza, Osmanlı tarih yazımında biyografi ve mikro tarih çalışmalarının sunduğu imkânların Balkan coğrafyası özelinde bir değerlendirmesi olarak okunabilir. Eserde bir araya getirilen on üç makale, farklı disiplinlerden ve perspektiflerden hareketle, bölgenin sosyal, siyasi ve kültürel tarihine dair biyografi merkezli bir okuma denemesidir.

Bu çalışma, Osmanlı Avrupası’nı tekil ve donuk bir idari birim olarak değil; uleması, yerel güçleri, bürokratları ve dış aktörleriyle etkileşim hâlindeki dinamik bir yapı olarak ele almaktadır. Kitabın üç ana bölümü –kültürel hayat, yerel iktidar ilişkileri ve uluslararası diplomasi– bireysel yaşam öykülerinin ve yerel vakaların, genel tarihsel süreçlerle nasıl eklemlendiğini göstermektedir. Ulemanın manevi nüfuzundan âyanların siyasi hamlelerine, savaş hatıratlarından diplomatik raporlara uzanan bu metinler, makro tarih anlatılarının çoğu zaman göz ardı ettiği yerel ve bireysel detayları akademik bir çerçevede tartışmaya açmaktadır.

Eser, tarihsel olayların anlaşılmasında “insan” unsurunun ve “ilişkiler ağının” belirleyiciliğine vurgu yapmaktadır. Bu bağlamda, kitapta yer alan portreler, sadece birer biyografik veri yığını değil, dönemin zihniyet dünyasını ve kurumsal işleyişini anlamayı sağlayan birer analiz birimi olarak değerlendirilmelidir. Balkanlar’dan Portreler Balkan tarihçiliği alanındaki mevcut literatüre katkı sağlamayı ve bu alanda yapılacak yeni araştırmalar için bir zemin oluşturmayı hedeflemektedir.

LATEST NEWS